17 Haziran 2012 Pazar

İstanbul mu?

Sağdılar gökyüzünü
denizi çektiler
toprağı
yaprağı
dalı budağı kurutup...

Nazım, Cahit, Orhan Veli
görseydi şimdiyi
der miydi hiç
yandımın İstanbul'u...

Bak çocuklar artık
koşamıyor eskisi gibi
uçurtması tellere değil
gökdelenlere takılıyor yazık,
gök küs,
deniz yorgun
ve toprak garip...

Heyt be
kuşu bile kuş değil artık
sevgilim İstanbul'un,
havası hava,
suyu su değil...

Galata, Eminönü, Gar
rıhtım insan insan efkar;
dalgası mahzun Boğaz'ın
yalılar yaslı...

Yeditepe gökdelen
her bir tepe garabet,
soruyorlar ya hani;
ne zamandır kıyamet
bak bir etrafına hazret
bakıver bi zahmet
anlarsın!

17.06.12

9 Mayıs 2012 Çarşamba

"İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı?"

Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş bozkır sıcağında. Yorgunluktan al almış kızın yanakları.


*"Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?"" diye sormuş.

Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.

"Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum."

""Kaç tane?"" diye soruvermiş derviş.

Kız şaşkın;

"İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?"

Usulca kırmış elindeki tesbihi derviş...